Neden Ofiste Çalışamıyoruz?

Neden Ofiste Çalışamıyoruz?

Neden Ofiste Çalışamıyoruz?

Neden Ofiste Çalışamıyoruz?

Bizim ırk – tasarımcılardan bahsediyorum – ofiste çalışamıyor. Bu bir gerçek ve bunu kabul etmeden doğru bir tespit yapmak mümkün değil. Biz doğal ortamımızın daha rahat olmasını, çok daha ferah olmasını ya da kreatif çalışma için açık hava, bol güneş lazım… Biz deniz kenarı seviyoruz kardeşim… gibi şeyler söyleyeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu dediklerimi de istiyoruz tabii ki – kim istemez ki? – ama asıl sorun konformist tavrımız değil.

Ofis Nedir?

Ofis dediğin bir alan. Çoğunlukla kapalı bir alan. Patron ırkının para ödediği insanları kendi gözü önünde ya da elinin altında tutmak istediği kapalı bir alan. Patron kişisi ödeme yaptığı insanların verilen görevleri yerine getirmesini, ödevlerini tamamlamasını ve bu ödevleri teslim etmesini isterken bunların ofiste olmasını istiyor. Peki eğer iş dediğin şey görevleri tamamlamak ise bunun nerede yapıldığı neden bu kadar önemli? Evde yapamaz mıyım? Tamamlasam göndersem ya da evde çalışsam ama teslim etmek için ofise gelsem. Olmaz! Çünkü patron korkuyor: Benim parasını ödediğim saatte televizyon izleyebilir, eşiyle sevişiyor olabilir ya da çocuklarıyla parkta oynayarak – haddinden fazla 🙂 – eğleniyor olabilir. E, ama işler yetiştikten sonra bunları da yapsam kim ne kaybeder ki?

Bizim en çok takıldığımız konu da bu aslında: görevleri tamamlamak. sabah işe geliyorsunuz. İstenilen fotoğrafları çekiyorsunuz. Gerekli olanları e-posta ile gönderiyorsunuz. Sizin için gerekli olanları işlemden geçiriyor, gerekli dökümanları hazırlıyorsunuz. Gerekli kişilere onları da ya e-posta ile gönderiyor ya da çıktı alıp gösteriyorsunuz. Onay alırsanız görevinizi tamamlamış oluyor. Onay alamaz iseniz revizeler ile yeni görevler edinmiş oluyorsunuz. Akşam eve dönüyorsunuz. Pek hoş, bir sürü görevi tamamladık ama his nerede? Duygu, heyecan… Özveri, ne verdik özümüzden bu görevlere?

Açıkçası, bizler yola zihni ile çıkan, gönlünde demlendiren ve eliyle birleştiren insanlarız… Bunu anlamadığı halde başımıza dikilmiş yöneticiler ve onların yaptığı toplantılar bu konularda hiç de yardımcı olan unsurlar değil.

Yönetici Nedir?

Gerçek manada hiç bir iş ya da sonuç üretmeyip, üretenlerin ürettiğinden emin olmak isteyen – ve asla buna ikna olmayan – pislik tipe yönetici denir :). Bu varlığın gün sonunda bir çuval laf ve şikayetten başka – yani aslında hiçbir şey – ürettiği görülmemiştir. Emek sahibi olmadıkları için zaman yönetimleri de tersine işler. Kısa süreli iş için fazladan vakit vermelerine karşın emek yoğun bir işin ise beş “dakkada” – dakika değil 🙂 – bitmesini isterler. Bitiremezseniz vücutlarındaki toplantı hormonu – evet böyle bir hormonları var – seviyesi hızla yükselmeye başlar.

Toplantı Nedir?

Yöneticilerin kendi pisliklerini emekçilere de bulaştırmak için organize ettikleri etkinliğe toplantı denir :). Yönetici şunu ister: her ne iş yapıyorsan hemen bırak, buraya gel ve benim zırvalarımı dinle. Tek tek şikayet etmekten yorulan yönetici toplu halde şikayet ederek rahatlar, sosyal orgazmını olur – muhtemelen başka türlüsünü de bilmiyorlardır – sizi kaldığınız yerden çalışmaya devam etmeniz için geri gönderir. Bu toplantıdan etkilenen “kım-kım”lar etrafta bir hareketlilik gösterir.

Kım-Kım Nedir?

Sürekli acelesi olan, dünyanın en önemli işini yaptığı yanılgısını yaşam biçimi haline getirmiş, genelde hımmm, kem-küm, ayyyy ve ACİİLLL!!!! sesleri çıkararak, kapalı ofis ortamında bile yaya trafiği oluşturabilecek kararsız hareket yapısına sahip ücretli çalışan tipine KIM-KIM denir. Atası insan olan (bildiğimiz homo-saphien) bu canlı iş dünyasında evrilir. Bir insanın kım-kım olmasını sağlayan sebepler şunlardır:

  1. Dalkavukluk eğilimi
  2. Özgüven yetersizliği
  3. İşsiz ve parasız kalma korkusu

 

Ve biz çalışamıyoruz ne yazık ki…

Çünkü bize bu anlattığım bölünmeler yerine 2 hatta 3 saat bölünmeden çalışabileceğimiz konsantre dilimler lazım. Zihin emekçiliğini herhangi bir üretim bandı ya da montaj hattı ile karıştırmaya devam eden iş dünyasında ne yazık ki aykırı çocuklar olmaya devam ediyoruz. Ama bizim işimiz düğmeye bas durdur, düğmeye bas kaldığı yerden devam etsin gibi bir iş değil. Yarım bıraktığımız zaman – neredeyse – baştan başlamak zorunda kalıyoruz ama bunu anlatamıyoruz. 

Ve biz çalışamıyoruz ne yazık ki…

 

Tasarımcı Nedir?

Herkesin olmak istediği, ve nedense olabileceğini düşündüğü, ve yine nedense olamadığı, süper şahane tatlı mükemmel şeye tasarımcı denir. 🙂

 

Check Also

Müşteri Sadakati ve Teknoloji

Müşteri Sadakati ve Teknoloji

Müşteri Sadakati ve Teknoloji Müşteri Sadakati ve Teknoloji Sektörde müşteri sadakatini yakalayabilmek için öncelikle uzun ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir