Yazmak ve Evrensel Benlik

Yazmak ve Evrensel Benlik

Yazmak ve Evrensel Benlik

Yazmak ve Evrensel Benlik

Hepimizin ilk ve öz vatanı kendi  çocukluğu. Büyüdükçe uzaklaşıyor ve gurbete doğru yola çıkıyoruz. Biz uzaklaştıkça gözümüzde küçülüyor, gönlümüzde büyüyor çocukluğumuz. Çok büyüyenler unutuyor ve onlara yetişkin deniliyor. Büyümeyi beceremeyenler ise aklına sığamayacak kadar büyütüyor çocukluğunu ve dışarı taşırıyor, yazıyor.

Yazmak işi hiçbir sebep, neden, nesne, kimse ve zamana bağlı kalmadan kendi kendimize karaladığımız ilk satır ile başlıyor. Geldiği yer ve varmak istediği arasında bir köprü kuruyor insan yazarken. Geldiği yeri unutmadan özlercesine, varmak istediği yeri hayal edip betimleyerek övercesine… Yazan bunları tek tek anlattığını sanıyor, okuyana karışım halde büsbütün gidiyor.

Geleceğe Geri Dönmek

Anlatırken geçmişe dair yazdığını düşünüyor insan. Eskilerden, bildiklerinden ve unutmak istemediklerinden bir şeyler anlattığını sanıyor da bir bakıyor yaş ilerledikçe aslında varmak istediği yeri anlatırmış. Di’li geçmiş zamandaki meğer gelecek olanmış.

Yazarken de aynısı oluyor aslında. Şundan bahsetmek istiyorum diye oturursun başına da bitirdiğinde sen de şaşırırsın anlattıklarına. Sen anlatırım diye büyüklenirken bir bakmışsın o (yazı) kendini anlatmış da sen katiplik etmişsin sadece.

Hep de bir umut ve umursuzluk özünde tüm anlatılanlar. Bir şeyleri pek beğenmeme ve mümkünse biraz daha iyi yapabilme çabası. “Şöyle olsaydı daha güzel olurdu” serzenişi. “Benim umut ettiğimi başka umut edenler varsa daha kolay olur” ümidi…

Sürekli Devam Eden Değişim

Ursula K. LeGuin’in yaşam düsturu ettiğimi sözlerinden biridir : “Muvazene (denge) asla ve asla bir durgunluk hali değil aksine sürekli devam eden bir hareketliliktir.” Bunu 20 sene önce dile getirdiğinde açıklama beklerdi insanlar. Şimdi cümleyi bitirmeden hak verir oldular. Eskiden atom altı parçacıklar ile izah etmeye çalıştığın hiç durmayan dünya şimdi toplumsal olarak aynı kargaşaya büründü. Hiç durmadan bir yerden bir yere gidiyoruz, hep acelemiz var ve hep sırada yapmamız gereken yeni işler. Değişmeyen tek şey değişimdi, bunu kabul etmiştik ama günün birinde bu kadar hızlı olacağını kimse söylememişti. İşte bu hiç bitmeyen değişim, kendine çalıştırıyor insanı da kullanıp attıktan sonra bir bakmışsın insan da değişen bir şey olmamış. Değişimi devam ettirmek için paralanan insan kendinde hiç bir şey değiştirememiş.

Bundan sebep yavaş olmanın tadını bilenler bir şeyler yazar da belki bir kaç kişiyi de bu hız tünelinden kurtarabiliriz isterler. Evrensel benlik hiç bir zaman hızlı olmamızı istemedi bizden. İfade etmemizi hatta mümkünse detaylı ve derin derin ifade etmemizi istedi ki yaşamak dediğin odur işte. Bu yüzden hızlıca geçiştirmek yerine yaşanılanları tadını çıkarmak lazım. Doya doya tadını çıkarınca da illa ya söyler ya da yazar insan.

Siz de yazın bence bir şeyler, hiç bir zararı yok…

Check Also

Statüko ve Tasarım ve İkna

Statüko ve Tasarım ve İkna

Statüko ve Tasarım ve İkna Statüko ve Tasarım ve İkna Tasarımcı olarak aslen yaptığımız iş, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir