Home / BLOG / HİÇ…!…
hiç
hiç

HİÇ…!…

Günlerden bugün.
Saat şimdiyi gösteriyor.
An, şu an…
Yine onun yanındayım. Hep aynı soğukluk var aramızda. Bir türlü ısınamadık birbirimize. Aslında pek sıcak bir ilişki olması imkansız ikimiz için de.
Onunla tanışmadık, görüşmedik, konuşmadık. Yüzünü hatırlamıyorum, yüzünü gördüğümü de. Bazı zamanlar -bugünlerde olduğu gibi- çok sık yanına gidiyorum. Bazen de çok uzun süre görüşmüyoruz.
Mekanı yok ya da heryer. Adı yok ya da herşey. Ama tanımlandığı bir sözcük var. İçeriğine göre yine uzun ama dünya sözcükleri arasından kısa bir tanesi :
“hiç.”
Çok insan varlığına inanmıyor onun. Varlığına inanmadığı herşey için de onun ismini kullanıyor. Bundan rahatsız değil çünkü bu isim onun mu, değil mi?… Belli değil. İsme ihtiyacı var mı, yok mu?… Sorun değil.
Varlığının belirsizliğinden ya da dünyanın çoğu, varlığına inanmadığından ya da dünyanın çoğunun varlığına inanmadığı sebebiyle belirsiz oluşundan ya da sağlam bir görüş için aynı inancı paylaşanlara ihtiyaç duyduğumuzdan… Bilmem neden? Ama ben bile tam bir tarifini yapamıyorum. Orada olduğum zamanlar karanlık olduğunu hissediyorum. Işık yok. Fakat her yer beyaz. Belki de karanlığın rengi orada beyazdır. Bilinmez. Ve bu beyazın içinde uçuşan daha beyaz buhar kümeleri görüyorum. Beyazın beyazla dansı… Boşluğun boşlukla raksı…
Güzel tarafı da bu zaten: boşluk. İstediğinizi yerleştirebilirsiniz bu boşluğun içine ve o an, bütün ayrıntılarıyla gözünüzün önüne seriliverir herşey. Çünkü etrafı boşluktur ve ondan başka, ona benzer, ona yakın bir şey bulamazsınız. Hemen ayırt eder, çözüversiniz. Bu da çok gariptir: herşeyin hiçte gözümüzün önüne serilmesi. Demek ki hiç her’den büyüktür.
Daha değerlidir belki de hiç. İnsanoğlu zaman gelir de herşeyden vazgeçiverir, herşeyi terkeder ama hiçten vazgeçmemiştir. Herşeyden vazgeçince varacağı da hiçtir zaten. Hiç her zaman vardır ve hiç terketmez sizi. Belki de bu yüzden daha sadıktır “hiç”.
Bunları önceden sorgulamazdım. Belki de biraz samimi olduk artık. Her görüşmemizde daha da merak ettik birbirimizi. Aslında merak edilecek bir şeyi yok ama… Her şeyiyle karşımda : hiç…
Bunları sorgularken olmayan bir şey oluyor. Sanki bir ses duyuyorum, bir sesleniş, bir sual nefesi:
“-Niye geldin buraya?…” Ne yankılanıyor bu ses ne kesiliyor. Çünkü ne yankılayacak ne de durduracak hiç bir şey yok. Söyleyecek bir şey bulamıyorum, cevabı yok zihnimde. Nefesim kesiliyor, konuşamıyorum. Bir yalan gerektiğini düşünüyorum, hiç bir şey uyduramıyorum. Dudaklarımı aralıyor, çabalıyorum. Hiç bir ses çıkaramadan, kuru bir nefesten başka, geri kapatıyorum. Yeni bir ses çarpıyor yüzüme, soğuk ve acımasız:
” -En usta ağızlarda bile yalan, uzun bir nefesten mahrumdur…” Kinayeli gözler beliriyor, kısa bir süre bakıyor sanki. Sonra bunlarda hiçte kayboluyor, hiç oluyor. Cevap aramıyorum artık, bu kez soruyorum:
” -Efendim, anlamadım?” Alaylı bir ses dolduruyor bu kez içimi, daha ılık:
“hiiiiiçç!!!…”

 

Sercan Çetin